seks hikayesi seks hikayesi escort beylikdüzü beylikdüzü escort esenyurt escort avcılar escort esenyurt escort esenyurt escort beylikdüzü escort beylikdüzü escort beylikdüzü escort beylikdüzü escort beylikdüzü travesti beylikdüzü escort şirinevler escort beylikdüzü escort beylikdüzü escort

içerik yükleniyor...Yüklenme süresi bağlantı hızınıza bağlıdır!

YARATICININ TUVALLERİNE DOKUNMAYIN

Ben bir Ka­ra­de­niz ka­dı­nı­yım.


Çi­çe­ğiy­le, bö­ce­ğiy­le, su­yuy­la, ha­va­sıy­la bü­yü­düm. Bizi biz ya­pa­nın yal­nız­ca insan ol­ma­dı­ğı­nı, top­ra­ğın, rüz­gâ­rın, sisin, yağ­mu­run da birer kim­lik ta­şı­dı­ğı­nı bi­le­rek ya­şa­dım. Onlar ol­ma­dan eksik ka­la­cak bir in­sa­nım ben. Çünkü bizim top­rak­la­rı­mız yüz­yıl­lar­dır bizi do­yur­du, bes­le­di, bü­yüt­tü. Biz yal­nız­ca o top­rak­la­rın üs­tün­de yü­rü­mek­le kal­ma­dık; o top­rak­la­rın se­si­ni, ko­ku­su­nu, ren­gi­ni içi­mi­ze çek­tik.

 

 

Tüm kut­sal ki­tap­la­rın bah­set­ti­ği cen­net tas­vir­le­ri­nin için­de bü­yü­dük biz. Gü­ne­şin bir va­di­nin om­zu­na usul­ca do­kun­du­ğu sa­bah­la­ra, sisin dere boy­la­rın­da ağır ağır yü­rü­dü­ğü ak­şam­la­ra tanık olduk. Ço­cuk­lu­ğu­mu­zun oyun­la­rı ağaç göl­ge­le­rin­de, de­re­le­rin kı­yı­sın­da, fın­dık dal­la­rı­nın ara­sın­da geçti. Şimdi ise bizim gör­dük­le­ri­mi­zi ço­cuk­la­rı­mı­zın gör­me­si is­ten­mi­yor. Ço­cuk­la­rı­mı­zın elin­den renk­li bo­ya­lar alı­nı­yor; ön­le­ri­ne siyah beyaz, soğuk, sanal tu­val­ler ko­nu­lu­yor.

 

 

Bizim ma­de­ni­miz fın­dı­ğı­mız­dır, su­yu­muz­dur, börtü bö­ce­ği­miz­dir. Gü­ne­şiy­le gülen, si­siy­le bu­ğu­la­nan, de­ni­ziy­le dal­ga­la­nan, çi­çe­ği­ni ba­şı­na taç yapan in­san­la­rın yur­du­dur Ka­ra­de­niz. Oysa şimdi bu kök­le­re si­ya­nur dö­kül­mek is­te­ni­yor. Yüz­yıl­lar­dır ata­la­rı­mı­zın ekip biç­ti­ği, de­re­le­rin­de yı­kan­dı­ğı, ağaç­la­rı­nın göl­ge­sin­de uyu­du­ğu bu top­rak­lar, vahşi ma­den­ci­li­ğin soğuk he­sap­la­rı­na tes­lim edil­mek üzere.

 

 

“Gök mavi, dal yeşil, tarla sarı olsun” de­miş­ti şair. Bu bir dilek değil, as­lın­da bir ha­fı­za çağ­rı­sıy­dı. Renk­le­rin ko­run­ma­sı ge­rek­ti­ği­ni ha­tır­la­tan bir cüm­ley­di. Çünkü renk­ler yal­nız­ca do­ğa­nın değil, in­sa­nın da ru­hu­dur. Şimdi o renk­li tu­va­li si­ya­ha çe­vir­mek is­te­yen güç­ler, yer­yü­zü­nün şey­tan­la­rı değil de nedir?

 

 

Sa­na­tın do­ğa­yı tak­lit et­ti­ği­ni söy­le­riz çoğu zaman. Res­sa­mın tu­va­li, şa­irin di­ze­le­ri, ya­za­rın cüm­le­le­ri hep ger­çek olan­dan ilham alır. Ama biz il­ha­mın ken­di­si­ni yok eder­sek neyi res­me­decek res­sam? Hangi ko­ku­yu an­la­ta­cak şair? Hangi sesi ya­za­cak yazar? Eğer dere su­sar­sa, şi­irin ritmi ek­si­lir. Eğer ağaç ke­si­lir­se, tu­va­lin göl­ge­si kay­bo­lur. Eğer top­ra­ğın rengi so­lar­sa, sa­na­tın dili de so­luk­la­şır.

 

 

Ka­ra­de­niz, en usta res­sam­la­rın bile ula­şa­ma­ya­ca­ğı mu­ci­ze tab­lo­lar sunar. Çünkü asıl ya­ra­tı­cı, en büyük tu­val­le­ri­ni bu­ra­da bo­ya­mış­tır. Ye­şi­lin bin tonu, ma­vi­nin en de­ri­ni, sisin griy­le kur­du­ğu narin bağ… Bun­lar yal­nız­ca bir man­za­ra değil, in­sa­nın iç dün­ya­sı­nı bes­le­yen birer kay­nak­tır. Bu yüz­den bu yı­kı­mı, için­de insan duy­gu­su ta­şı­yan bi­ri­nin kal­dı­ra­bil­me­si müm­kün de­ğil­dir.

Ben üz­gü­nüm. Sa­de­ce bir coğ­raf­ya­nın kaybı için değil; sa­na­tın, il­ha­mın, ge­le­ce­ğin kaybı için üz­gü­nüm. Çünkü do­ğa­yı yok etmek, yal­nız­ca ağaç­la­rı kes­mek de­ğil­dir; aynı za­man­da hi­kâ­ye­le­ri kes­mek­tir, şi­ir­le­ri sus­tur­mak­tır, renk­le­ri sol­dur­mak­tır.

 

Bizim ço­cuk­la­rı­mı­zın gö­re­ce­ği ilk man­za­ra bir maden çu­ku­ru ol­ma­ma­lı. Onlar da gü­ne­şin sisle dan­sı­nı iz­le­me­li, dere se­si­ne kulak ver­me­li, çi­çek­ler­den taç yap­ma­lı. Çünkü doğa yok olur­sa, sanat yal­nız­ca bir tak­lit değil, eksik bir ha­tı­ra ola­rak kalır. Ve biz, kendi cen­ne­ti­mi­zi kay­bet­tik­ten sonra, hiç­bir tu­val­de o rengi bir daha bu­la­ma­yız.

Bu yazı 2903 defa okunmuştur.
YAZARIN DİĞER YAZILARI
FACEBOOK YORUM
Yorum