-
Av. ÖZCAN BAKIRCI
Tarih: 02-04-2026 02:47:00
Güncelleme: 02-04-2026 02:47:00
Türkiye’de son günlerde tartışılan konulardan biri, gayrimenkul alım-satım işlemlerinde avukat bulundurma zorunluluğu getirilmesi. Adalet Bakanlığı’nın hazırladığı ve kamuoyunda 12. Yargı Paketi olarak anılan düzenleme kapsamında özellikle yüksek değerli taşınmaz satışlarında tarafların avukat aracılığıyla temsil edilmesi öneriliyor. Henüz yürürlüğe girmiş bir zorunluluk yok. Ancak tartışmanın kendisi bile Türkiye’de gayrimenkul piyasasının en zayıf halkasını gözler önüne seriyor: hukuki güvencenin yetersizliği.
Bugün Türkiye’de bir ev satın almak için çoğu zaman birkaç saat yeterlidir. Alıcı ve satıcı tapu müdürlüğünde bir araya gelir, evraklar imzalanır ve işlem tamamlanır. Bu hızlı sistem ilk bakışta pratik görünür. Ancak hızın bedeli çoğu zaman güvenlik açığıdır. Eksik sözleşmeler, sahte vekâletnameler, yanlış beyanlar, miras ihtilafları ya da satıştan sonra ortaya çıkan hukuki sorunlar, tapu işlemlerinin ardından yıllarca süren davalara dönüşebiliyor.
Sorunun temel nedeni açıktır: Türkiye’de gayrimenkul satışları çoğu zaman hukuki denetimden geçmeden gerçekleşir.
Bir ev satın almak aslında yalnızca bir tapu devri değildir. O taşınmazın geçmişi vardır. Üzerinde ipotek olabilir, şerhler bulunabilir, miras anlaşmazlıkları olabilir, hatta imar sorunları ortaya çıkabilir. Bu tür riskleri değerlendirmek ise sıradan bir idari işlem değil, hukuki uzmanlık gerektirir. İşte tam bu noktada avukatın rolü devreye girer.
Tapu işlemlerinde avukat zorunluluğu getirilmesi, yalnızca yeni bir bürokratik adım değildir; sistemdeki en kritik boşluğu kapatacak bir güvenlik mekanizmasıdır.
Dünyanın birçok gelişmiş ülkesinde gayrimenkul satışlarının avukatlar aracılığıyla yapılmasının nedeni tam da budur.
Örneğin İngiltere’de bir konut satışı doğrudan tapuya gidilerek yapılmaz. Sürecin tamamını “conveyancing solicitor” denilen uzman avukatlar yürütür. Tapu kayıtları incelenir, hukuki riskler araştırılır, sözleşmeler hazırlanır ve tüm tarafların hakları güvence altına alınır. Bu süreç daha uzun sürse de alıcı açısından büyük bir hukuki güvenlik sağlar.
ABD’de de benzer bir anlayış vardır. New York gibi birçok eyalette gayrimenkul satışları fiilen avukatlar tarafından yürütülür. Alıcı ve satıcı çoğu zaman birbirleriyle değil, avukatları aracılığıyla iletişim kurar. Amaç basittir: milyonlarca dolarlık işlemlerin hukuki hatalar yüzünden risk altına girmesini engellemek.
Almanya’da ise sistem farklıdır ama mantık aynıdır. Gayrimenkul satışları noterler tarafından hazırlanmış resmi sözleşmelerle gerçekleştirilir. Noter yalnızca bir imza memuru değildir; tarafları hukuki açıdan bilgilendirmek ve işlemin hukuka uygunluğunu denetlemekle yükümlüdür.
Görüldüğü gibi gelişmiş hukuk sistemlerinde gayrimenkul satışları hiçbir zaman yalnızca idari bir işlem olarak görülmez. Çünkü ortada çoğu insanın hayatındaki en büyük yatırım vardır.
Türkiye’de ise sistem uzun yıllardır hız üzerine kuruludur. Tapu işlemlerinin kısa sürede tamamlanması elbette bir avantajdır. Ancak bu hız, hukuki güvenliğin önüne geçtiğinde sistem kırılgan hale gelir. Nitekim son yıllarda sahte vekâletname dolandırıcılıkları, miras anlaşmazlıkları ve satış sonrası açılan davalar bu kırılganlığın en açık göstergesidir.
Tapuda avukat zorunluluğu getirilmesi tam da bu nedenle önemlidir.
Bir avukatın sürece dahil olması yalnızca bir imza atılması anlamına gelmez. Avukat satış sözleşmesini inceler, tarafların haklarını korur, taşınmazın hukuki durumunu araştırır ve riskli durumlarda işlemi durdurabilir. Bu denetim mekanizması aslında yalnızca alıcıyı değil satıcıyı da korur.
Elbette bu düzenlemenin maliyet yaratacağı söyleniyor. Ancak şu soruyu sormak gerekir: Milyonlarca liralık bir yatırım yapılırken hukuki güvenlik için ödenecek bir ücret gerçekten bir yük müdür?
Bugün birçok insan bir konut satın alırken yıllarca kredi ödüyor. Böyle bir yatırımın hukuki açıdan güvence altına alınması, aslında ek bir masraf değil, bir sigorta niteliğindedir.
Türkiye’nin gayrimenkul piyasası son yıllarda büyük bir ekonomik hacme ulaştı. Böylesine büyük bir piyasayı yalnızca hızlı işlem mantığıyla yürütmek artık yeterli değildir. Güçlü bir hukuki denetim mekanizmasına ihtiyaç vardır.
Tapuda avukat zorunluluğu işte bu nedenle bir bürokrasi değil, bir güvenlik reformudur.